Makale

İSLÂM KOLAYLIK DİNİDİR

İnsanlar anlayıp yaşayabilsin diye Yüce Allah İslâm’ı, fıtrata uygun kolay bir din olarak göndermiştir. İslâm dininde öngörülen emir ve yasakların temel amacı, hayatı insan için kolaylaştırmak ve böylece onu dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmaktır. İslâm’ın bu özelliği şu ayetlerde açıkça ifade edilmektedir:

“Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Maide 5/6)

“Andolsun Biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?(Kamer 54/17)

“Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan müminler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsra 17/9)

Kolaylık ilkesi gereği Kur’an-ı Kerim’de her şey bir anda söylenmemiş, gelişim süreci gözetilerek gerekli bilgiler bireyin ve toplumun ilgi ve ihtiyaç durumuna göre kısa ve özlü bir şekilde anlatılmıştır. Kur’an’ın eğitim konularını insanların anlayıp kavrama yeteneğine göre zamana yayması, iyice öğrenildikten sonra diğer konuya geçilmesi, dinin esaslarına inanılmasını ve inanılan esasların pratiğe yansıtılmasını kolaylaştırmıştır. Bu durum şu ayetlerle ifade edilmektedir:

“(Ey Peygamber) Biz Kur’an’ı senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirdik ve ağır ağır okuduk.” (Furkan 25/32)

“Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye onu ayetlere ayırıp peyderpey indirdik.” (İsra 17/106)

Kur’an ayetlerinin parça parça ve zaman içerisinde gerçekleşen bazı olay ve durumlara bağlı olarak azar azar indirilişi, bilgilerin anlaşılıp içselleştirilmesi açısından son derece önemlidir. O dönemde Peygamber (s.a.v.) tarafından anlatılıp yaşantıya dönüştürülen dinin hükümleri, insan fıtratıyla birebir örtüşen, zihin ve gönül tarafından kolaylıkla benimsenen bir özellik taşımaktadır. İslâm’ın 23 yıl gibi kısa bir sürede önce Arap yarımadasına, ardından da dünyanın pek çok bölgesine yayılmasında bu özelliğin gözetilmesi etkili olmuştur.

İslâm’ın kolaylık ilkesi, başta anne-babalar, eğitimciler ve din görevlileri tarafından iyi anlaşılmalıdır. Özellikle küçük yaştaki çocuklar, İslam’a yeni ısınmaya başlayan gençler, hayatının ileri döneminde dindar olmaya karar veren yetişkinler dinî bilgi ve pratikleri öğrenip uygulamada zorluk yaşayabilir. Ancak kolaylaştırılarak öğretilen bilgilerin anlaşılıp pratiğe yansıtılması hiç de zor değildir. Öyleyse dini bilgiler acele edilmeden, bireylerin yaş, bilgi, görgü ve zihin durumuna göre sunulmalıdır.

İslâm’ın kolaylık dini olması, sadece öğrenilip yaşanmasıyla sınırlı değildir. Çünkü dünya ve ahiret mutluluğu vadeden İslâm dini, her şeyden önce hayatı kolaylaştıran bir özelliğe sahiptir. Farz ve sünnet diye tanımlanan ibadet ve kurallar uygulayana fiziksel, zihinsel ve duygusal pek çok kazanım sağlarken, haram ve mekruh olarak tanımlanan söz, tutum ve davranışlardan uzak durmak da kişiyi pek çok kötülükten alıkoymaktadır. Özetle iyilikleri alışkanlık haline getirip kötülüklerden uzak duran kimseler hayatı kolay yaşamayı öğrenmiş demektir. Dolayısıyla dinin bireysel ve sosyal hayatın kalitesine katkı sunmaya yönelik erdemlerinin bireyi geliştirici özelliği ve haram olarak tanımlanan eylemlerden uzak durmanın da bireyi korucu özelliği iyi işlenmelidir. Özellikle İslâm ahlâkının bireyin sosyal hayatta itibar kazanacağı, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayacağı üzerinde durulmalıdır. Yine namaz, oruç, hac, zekât ve cihat gibi ibadetler yaşanan hayatla ilgi kurularak anlatılmalı, bu ibadetlerin Allah’a karşı sorumluluğumuzun bir gereği olmanın yanında, bireysel ve sosyal hayatın kalitesine sunacağı katkı üzerinde durulmalıdır.

Kolaylaştırıcı olma, Peygamberimizin eğitiminde önemli bir ilkedir. O, bilgileri kısa ve öz olarak, insanların anlayış kapasitesine göre sunmanın faydasına inanan bir eğitimcidir. Temel bilgileri bireylerin istek, ihtiyaç ve motivasyon durumuna göre kısa ve özlü bir şekilde öğreten Peygamber (s.a.v.), çok konuşup muhataplarını bilgi bombardımanına tutma yerine, az sözle çok şey ifade etmeyi tercih etmiştir. Sahip olduğu bu özelliği; “Ben cevâmiu’l kelim (az ve öz söz söyleme kabiliyeti) ile gönderildim.” (Buhari, Cihad 122) sözüyle özetlemiştir. Yine Allah’ın kendisini zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil; eğitici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdiğini sürekli hatırlatmıştır. “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” (Buhari, İlim 11) buyurarak, anne-babaların ve eğitimcilerin de bu ilkeye uymasını tavsiye etmiştir.

Peygamber (s.a.v.)’in kolaylaştırıcılık prensibini ilim konusunda olduğu gibi, ibadet alanında da gözettiği görülmektedir. Kendisini örnek almak isteyen bir sahabe Peygamber (s.a.v.)’in yaptığı ibadetlerin aynısını uygulamak istiyordu.   Abdullah bin Amr adındaki bu sahabe bir gün Peygamberimize gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, hayatım boyunca her gün oruç tutmak, her geceyi de uyumaksızın namaz kılarak geçirmek istiyorum” dedi. Peygamberimiz: “Buna gücün yetmez. Bütün hayatın boyunca bunu yapamazsın. Bazen oruç tut, bazen ye. Bazen (nafile) namaz kıl, bazen uyu” buyurdu. (Buhari, Edeb 72) Çünkü bu durum insanlara ağır gelebilirdi. O nedenle Peygamberimiz insan kapasitesini aşan, uygulanması zor bilgiler yerine uygulanması kolay bilgileri öğretmeye gayret ederdi. Şu olay, O’nun bu konuyla ilgili tutumuna ışık tutacak nitelikte güzel bir örnektir:

Peygamber (s.a.v.), bir gece yatsı namazını gecenin oldukça ileri bir vaktine kadar geciktirdi. Gecenin çoğu geride kalmış, mescide gelenler uyumuştu. Sonra orada bulunanlarla birlikte yatsı namazını kıldı. Namazdan sonra şu açıklamayı yaptı:

“Bu namazın vakti işte budur, ama ümmetime zorluk çıkarmak istemiyorum. (O nedenle daha erken kılıyoruz).” (Müslim, Mesacid 219)

Günümüzde din hakkında konuşan, öğretmenlik yapan, vaaz ya da konferans veren bazı kimselerin “dini anlayıp yaşamak olağanüstü bir çaba gerektiriyor” algısına sebebiyet verdiği görülmektedir. Bu kimselerin, örnek alınması neredeyse imkânsız mucize ve kerametlerle bezeli din sunumu pek çok insanda umutsuzluk ve karamsarlık duygusu oluşturmaktadır. Oysa Peygamberimiz “Din kolaylıktır” diyerek insanları İslâm’ı öğrenip yaşama konusunda özendirip cesaretlendirmektedir. Öyleyse din hakkında konuşurken zorlaştırıcı, umutsuzluğu artırıcı, bıktırıcı ve korkutucu ifadeler yerine sevdirici, özendirici, düşündürücü, örnek almayı sağlayıcı ve hatalardan uzaklaştırıcı bir tutum sergilenmeli ve böylece çocuk, genç ve yetişkinler dini öğrenip yaşama konusunda cesaretlendirilmelidir. Aksi halde din öğrenilip yaşanması zor bir değer sanılacak ve pek çok kişinin ömür boyu dinden uzak bir hayat yaşamayı tercih etmesine sebebiyet verilecektir. Bu da başta anne-babalar, eğitimciler ve din hakkında konuşma sorumluluğu bulunan hatipler için büyük bir vebaldir.

Prof. Dr. Hüseyin YILMAZ

MİRATHABER.COM -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

View Comments

Recent Posts

  • Gündem

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu ve Gallant İçin Yakalama Kararı Çıkardı!

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Gazze'de işlenen savaş suçları nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski…

45 dakika ago
  • Gündem

KUR’ÂN ARAŞTIRICISIYDI BEL’AM MI OLDU!

Bu video bize BELAM başlığı ile gönderildi. BEL’AM için Diyanet İslam Ansiklopedisine baktığımızda şu açıklamayı…

2 saat ago
  • Gündem

YALNIZCA VE SADECE MİLLETİMİZİN ASKERLERİNE MUHTACIZ

Seçilmiş Cumhurbaşkanımızın katıldığı merasimden sonra bir gurup teğmenin sonradan korsan yeminle Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyerek…

5 saat ago
  • Gündem

İBB Meclisi’nde İstanbul’da Suya Her Ay Zam Yapılacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde alınan kararla su fiyatlarına %17,5 zam yapıldı ve her ay…

6 saat ago
  • Gündem

Marmara’da Lodos: Deniz Ulaşımı Olumsuz Etkilendi

İstanbul' da Şiddetli lodos, Marmara Bölgesi'nde deniz ulaşımını sekteye uğratmaya devam ediyor. İstanbul, Bursa ve…

7 saat ago
  • Makale

Evrensel Bir Kişilik Profili: Ebu Leheb ve Karısı (1)

Ebu Cehil deistti, diğer Mekkeli müşrikler de deistti, Allah’ın varlığına inanıyorlardı ama Hz. Muhammed’in Allah’ın…

8 saat ago