En büyük ve yaygın yanlış, doğruya en yakın olanıdır. Böylesi doğruya en yakın görüş sahiplerinden biri de Soner Yalçın’dır. Bu özelliğiyle de zamanımızın Tağûtlarından biridir.
Soner Yalçın “Tağut “ isimli eserinde suçladığı kişiler ve kurumlardan daha şedid bir Tağût’tur. Kurucusu olduğu Odatv’yi de kendisi gibi Tağûtlaştırmıştır.
Benzerleri gibi Soner Yalçın da İslam’a karşı asla tarafsız değildir. İslam ile barışık olmadığı için örneğin, büyük bir devrimci olarak nitelediği Hz. Muhammed’e Allah’ın Elçisi; adalet ve merhamet tebliğcisi olarak inanmaz.
Dolayıyla İslam, Soner Yalçın için Yaratanımızın koyduğu bir hayat düzeni değil birilerinin kültürel değeridir.
Onun için ne varsa Kamâl Atatürk’tür. Doğruya yakın batıl anlayışlarını kabul ettirebilmek uğruna muhalif kişi ve görüşler için İstiklal mahkemelerinin ikinci dönemini dahi önerebilir.
Bu tespitlerimizden ötürü keşke yalanlanabilseydik. İnanınız çok sevinirdik.
İşin doğası gereği hiçbir ateist ve deistin ahlakı olamaz, çünkü onlar kendilerini lağım fareleri ve saldırgan aslanlar gibi rastlantı ile vücuda gelmiş konumsuz ve amaçsız yaratık olarak görürler. Kabul etmeseler de inançları bunu gerektirir.
Sadede gelelim.
Soner Yalçın Odatv’deki 5 Kasım 2024 tarihli “Toplumsal çürümenin örtülü sebebi: İyinin düşmanı vasatlık” başlıklı yazısında çelişik ve faydasız bilgiler sunar ve bilgelik tavrıyla şöylece bir yargıya varır:
“Güçlüden” değil, haklıdan ve doğrudan yana olmak, iyi insan olmak demektir!
Önce şu değiştirilemez hakikatı aktaralım:
Yüce Allah insanları denemeye uğratmak için en güzel kıvamda farklı ama güzelliklere ve çirkinlere eğilimli yaratmıştır. Hak ile Batıl, adalet ile zulüm ve iyilikle kötülük iç içedir.
Allah’a iman etmeyen ateistin, Peygamberlik kurumu ve ölüm ötesine inanmayan deistin dilinden ve kaleminden dökülen hak, adalet ve iyilik kavramları ateizm ve deizmden değil, Allah’ın varlıklarına kodladığı değerlerden gelir.
Şimdi soralım, ancak deist olabileceği yargısına varabildiğimiz Soner Yalçın’ın kullandığı “Güçlüden” değil, haklıdan ve doğrudan yana olmak, iyi insan olmak demektir!” şeklindeki yargı cümlesinin onun ve onun gibiler için ne anlamı olabilir?
Hadi “gücü“, bedeni, mali, ilmi ve estetik güç olarak algıladıklarını düşünelim.
Peki HAK nedir, DOĞRU nedir, İYİ İNSAN olmak nedir? Ortak bir tanımları var mı?
Sömürücü zalimlerin egemen olabildiği dünyamızda niçin haktan, doğrudan yana ve neden iyi insanlarla birlikte olalım? Kime hesap verecek, hangi kaynaktan ödül alacağız?
Yüce Allahımız, yaratma, yaşatma ve yasa koyma gibi kendisine özgü vasıfları başka başka güçlere yamayan kişileri kendisine Şirk/ortak koşulması olarak niteler. Ortak koşanlar Kur’ân dilinde Müşriktirler.
Onları tanımak ister misiniz? Tanıyalım:
“Her türlü batıl inançtan arınıp bir tek Allah’a yönelerek, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi O’na şirk/ortak koşmaksızın Rabb’inize kulluk edin! Unutmayın ki, her kim Allah’a ortak koşarsa, tıpkı gökten aşağılara düşerken dev bir yırtıcı kuş tarafından kapılıveren ya da şiddetli bir rüzgâr tarafından derin uçurumlara savrulan kimse gibi perişan ve zavallı bir duruma düşmüş olur.” (Hac 31)
Varlığına kodlanan güçle doğruya en yakın noktaya geldikten sonra şirkle aşağılara yuvarlanan ve maddeci sistemlerin savurduğu Soner Yalçın gibi ölüm ötesi de karanlık adamlarda, önerdiği İYİ İNSAN örneğini bulabilir misiniz?
Ne diyelim ağzı olan konuşuyor ve kalemi olan yazıyor?
Ama görülecek büyük bir hesap var ve önümüzde…
Ali Rıza DEMİRCAN
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-